Perşembe, Ekim 06, 2011

renkli!






son zamanlarda artık eşcinsel filmlerine daha fazla rastlanıyor. burada kendi kendime konu hakkında tartışma niyetim yok. izlediğim filmler hakkında bir kaç cümle etmek istiyorum.

bu alanda üç filmi ben kategorinin en iyi filmler arasına taşıyorum; a single man, i love you philip morris ve biraz daha eski olan capote. bu filmlerden iki tanesi ( i love you philip morris & capote) gerçek hayatların hikayesini ele alıyor. steven russell ve truman capote'nin hayat hikayelerinden kesitler sunuyor. a single man ise sinema tarihinin belki de en iyi filmlerinden bir tanesi olarak karşımıza çıkıyor. filmlerin ortak özelliği eşcinsel ilişkileri duygular üzerinden yorumlaması. cinsellik teması bu filmler içerisinde neredeyse rastlama imkanınız yok. cinselliğin törpülenmesi yönetmen isteği olabilir. filmlerin "iki adam öpüşüp, sevişiyor bunun neresi güzel" mottosundan sıyrılmak istemesi olabilir. iyi de yapmış. sonuçta çok bilmediğimiz bir dünyayı bize sadece cinsellik algısı olmayarak sunuyor. dünya üzerinde hala eşcinsellik yıkılamayan bir duvar. hatta bizim ülkemizden bu konuya daha sert yaklaşan ülkeler olduğu bir gerçek. hemen bu cümlenin arkasına islam ülkeleri gelmesin, ön yargıyı şu anlamda kırmak gerekir. zizek'in geçen hafta sonu
radikal gazetesine verdiği beyanda şu cümlelere rastlıyoruz: " türkiye'de büyük bir yürüyüş düzenlemişti. binlerce insan geldi ve bir sorun çıkmadı. şimdi bu insanları alın ve bir doğu avrupa ülkesinde eşcinsel yürüyüşü yapmaya çalışsın. mesela hırvatistan'a, macaristan'a gidin. karşınızda eşcinsellere saldıracak binlerce insan bulacaksınız. türkiye, doğu avrupa ülkelerinden daha hoşgörülü." (1 ekim 2011 syf.41) aslında eşcinsellik neredeyse tüm toplumlarda sorunlu bir bölge. "tercih meselesi, hastalık, dine karşı, doğaya karşı veya doğal bir istek, yaradılış" gibi konu başlıkları altında tartışılan, tartışılmaya devam eden bir olgu. bu konu hakkında ne düşünürseniz düşünün bu üç filmleri izlemenizi tavsiye ederim.

(bu filmler içerisinde de özellikle 'i love you philip morris' içinde toplum içerisinde pek kabul edilmediğini bazı sahnelerde görebiliyoruz. özellikle filmi izleyenler steven russell'ın bir kafede çalışırken bir kadınla olan monoloğunda olduğu gibi.)

filmlerden birazcık bahsedelim.

capote

truman capote'nin soğukkanlılıkla romanını yazmadan önceki hayatını bize anlattıktan sonra bu kitabın oluşum sürecini anlatıyor. sert, keskin cümleleri ile edebiyat camiasını sallayan bu adam bir aileyi katleden bir mahkum ve arkadaşıyla geçirdiği günler üzerine gerçek bir kesit. philip seymour hoffman'ı film bittikten sonra truman capote'nin kendisi zannetmemek neredeyse imkansız. bir yazarın dünyasına giren film oldukça başarılı.


i love you philip morris

steven russell adlı sıradan bir adamın hikayesi gibi başlasa da sürekli şaşırtan, eğlenceli tempolu bir film. bir komedi filmi olarak algılansa bile "bir aşk filmimi, bir kara mizah mı?" diye sorularla bitirilen gerçek bir hikaye. filmi izlemediyseniz bu 'uslanmaz' adamın hikayesini hiç araştırma yapmadan izleyin. 'yok artık dediğim' her şeyin gerçek olduğunu öğrenmemle geçirdiğim şoklarla daha da beğendiğim bir film oldu. steven russell (jim carrey) - philip morris ( ewan mcgregor)

a single man

colin firth'ün inanılmaz güzel oyunculuğuna, yönetmen olarak modanın içerisinden gelen tom ford'un 'iyi film nasıl yapılır?' adlı kompozisyonu bu film. sade konusuyla şık ve özellikle renklendirme görselleriyle iyi bir televizyonda izlenmesi gereken film.



"eşcinsellik" temalı bu filmler gerçekten çok iyi! "homo" veya "aşk" filmleri? ne derseniz deyin...










Hiç yorum yok:

Yorum Gönder