Pazartesi, Eylül 26, 2011

kazanırsan, güzelleşir oyun!


beşiktaş, bu sezon üst üste 3.kez kazandı. kazanma alışkanlığı oturmak üzere. bu beşiktaş için en önemli olgu. eğer hafta içi stoke city'yi deplasmanda yenebilirsek, 5 maç üst üste kazanmış olacağız ve bu takıma öz güvenin yavaş yavaş oturması demek. oyun karakterimiz, kanat organizasyonları ve etkili hava topları olduğu sürece puan toplamaya devam edeceğiz. iyi oyun için önce kazanma alışkanlığını elde edip, kendine güvenen bir takım olmalıyız. kendine güvenmeyen bir takım asla göze güzel görünen bir futbol sergileyemez. barcelona örneği verip, medyanın yeni sakızını çiğnemeye niyetim yok. biz, öyle bir futbol sergileyemeyeceğimizi bilen akıllı insanlarız. shaktar-valencia-atletico madrid-porto oyun güzelliği ve başarı olarak türk takımlarının örnek alabileceği farklı şablonlar.

takım, bu sene geçen seneden daha umut vaat ediyor. topun tamamen hakimi değiliz. fakat yeni gelen oyuncular ve teknik direktör carvalhal derslerine çok çalıştıkları ortada. egemen'i sol bekte denemek bile carvalhal'in tüm takımı yakından tanıma çabasının bir sonucu.

iyi gitmeyen şeyler ise, üretkenliği olmayan bir takımda guti'nin olmaması, hugo'nun sakatlığından dolayı pivot santrfora edu'nun geçmesi, sağ beke bulunamayan çözüm ve necip'in oyun içerisinde yaşlanması, 80'li yılların orta saha oyuncuları gibi oynaması.

önemle sorulması gereken sorular; guti problemi nedir? bu sağ bek probleminde hilbert'in neden hiç adı geçmiyor? alves'i ne zaman göreceğiz? edu'yu hangi "yetenek" avcısı buldu ve kabul etti? schalke dönemini hiç bilmez misiniz? bobo, edu'dan çok mu kötüydü? (kötü diyenler futboldan ne kadar anlarsınız?) michael fink, denizli zamanında dinamo olmuşken iki senede futbolu unutturulmasının sorumluları kimlerdir?

hepsinin yanı sıra iyi giden şeyler var elbet. ismail köybaşı attığı paslarla ve ortalarla yetenekli futbolcularla oynamanın ve kendini geliştirmenin haklı gururunu yaşıyor. ismail geldiği günden beri oldu olacak gözüyle bakılıyordu. ben, her yetenekli tarık, ayhan akman, ibrahim akın gibi sönüp gideceğini tahmin ediyordum. ama bu sene "hamdım" kısmından çıkıp, "yandım" evresine ilerleyen genç bir sol bekimiz var. "pişme" evresinde ise belki gökhan gönül gibi üst düzey performansına rağmen takımda kalır, belki de avrupa'da boy gösterir. bunun yanı sıra savunmanın william wallace'ı "braveheart" egemen takımın tartışmasız en formda oyuncusu. servet ve gökhan zan'lı, real madridlere yakışacak (!) tandemi geçip milli takımda forma giymesi elbette hayal. özellikle "scout" terimini yerle bir eden oğuz çetin kadro davetlerini yapıyorsa... olsun, her şeye rağmen egemen bu sezona damgasını vuracak gibi. en büyük parantez oyuncular içerisinde holosko. kapıdan kovdular, bacadan girdi... ilk 18'e ardından ilk 11'e yerleşti. her zaman iyi niyetli futbolu önde olan, kişiliği bir türk futbolcusunda olsa birleşmiş milletler barış elçisi ilan edeceğimiz adamdır. sürekli futbolu dikine oynamak isteyen, simao, fernandes ve aslında guti'nin ara paslarıyla takımı şaha kaldıracak oyuncumuz. tello ve bobo'yu işçi diye beğenmeyenler; gösteriş budalalığı yapıp belki bursa'da takımı yakacak olan adamın yeteneği olarak 10'da 1i etmez! ama bu adamlar sizi ipten alır. belediye'de kiralık oynasa bile küsmez. geri gelir. yine ipten alır. sonra kötü oynar. kıyamazsınız guti'ye, quaresma'ya, fernandes'e... basarsınız küfrü holosko'ya... işler yoluna girer. çete böylece küsmez, holosko sessizce topunu oynar olur biter.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder