Salı, Haziran 08, 2010

ismail kılıçarslan'ı niye sevdik?


dün biraz kitabevinde dolaştım. baktım şiir kitaplarına, ismail kılıçarslan. sanki yıllardır görmediğim yakın biri. fiyatı 4 tl. portakal, turta bir de kirpi! aldım, kasaya doğru ilerlerken düşündüm.

üniversite yıllarımın son zamanlarına yakın ülke tv'de üç gencin yaptığı "meksika sınırı" adlı bir program vardı. ona, buna çatmak elbette programda olağandı fakat kitaplar getirirler "bak burda adam ne güzel yazmış" "siz hiç şu adamı okudunuz mu?" "bu şiiri ben çok severim" gibisinden ilgimi,alakamı,gecelerimi arkadaşlara ayırmama neden olmuştu. en başta selahattin yusuf adlı beyaz tenli, renkli gözlü köse biri. daha "cool" görünümü var. ortada tarık tufan adında felsefe okumuş ve annesi felsefe okuduğu için ateist olmasından korktuğu bir arkadaş. en sonda biraz daha fazla kilolu "hakkaten" derken bir kendinden geçen birisi ismail kılıçarslan.

işte biraz sosyalizm, biraz islam, biraz şiir, biraz türkü, biraz yabancı şarkılar, biraz kısa film derken... bitiyordu.

mesela o günlerde selahattin yusuf konuşurken ayrı bir zevkle izlerdim. mesela nazım hikmet'in "naaazım" denilmesi, necip fazıl'ın şiirinin çok güçlü olmadığına dair bu iki kişinin şairliğinden daha çok düşünce ve siyasi kimlikleriyle önplana çıktığını anlatmıştı. baya üç kafadar birşeyler yapıyordu ve eksisözlük gibi herkese giydiren, kırıp geçiren sözlükten iyi eleştiriler almayı başarmışlardı.

ismail kılıçarslan'ın ise "formatiflikten kurtulamadık" teziyle beni benden almıştı. mesela bu ekşisözlüğe hemen karşılık olan ihlsözlük'te bunu dillendirmişti ve mahlasın gerisine sığınıp yazıp yazıştırmanın kolay olduğunu "sıkıyorsa adını açıkla" gibisinden çıkış yaptığında aslında önce kızmış, sonra doğru bulmuştum. bay kılıçarslan şöyle diyordu "islami tvler, islami gençlik, her ne kadar beğenmediği toplumsal hareket varsa hemen kendisine bir kopya yapıp -bak böyle olursa olur!- gibisinden çıkışları bir hastalıktır" gibisinden konuşuyordu. kendi safını eleştiren bir adam düşünce adamıdır benim için. yoksa sizin donunuz pembe, benimki siyah diyerek bir yere varılmıyordu. varılmazdı. varılamazdı.

daha sonra internette haberler dolaşmaya başladı. "meksika sınırı" başka bir kanala transfer olacağı konuşuluyordu. ismail kılıçarslan ülke tv ve ekibinden memnundu belli. bir iki kere yalanlama yaptığını hatırlıyorum. sonra her pop grubu gibi grupta çatırdamalar solo kariyer yapmak isteyenler, gruba yeni isim almak gerekir gibisinden düşünceler ortaya çıktı. yaz oldu birde baktık kanal 24 selahattin yusuf'lu vtrler döndürmeye başladı. tarık tufan'ın sonradan katılacağı duyruldu. sırrı sürreya önder gibi ağır bir top programa eşlik etmeye başladı. ilk bakışta sırrı sürreya önder'i sevememiştim. daha doğrusu gözüm alışamamıştı. haftalar geçiyor ben artık kanal 24'te oturup arkadaşları dinliyordum. baktım ben "kafa dengi"ni baya benimsemişim. sırrı sürreya konuşsun diye içimden dilekler tutmaya başlamışım. derken sırrı sürreya önder haftalar sonra film çekimleri nedeniyle programa artık gelemeyeceği duyrulmuştu. sırrı bey yok! şimdi kocaman bir boşluk!

selahattin yusuf şu an 24'ün abbas güçlü'sü!
tarık tufan şimdi 24'ün mehmet ali birand'ı!

ve ismail kılıçarslan;
"usul usul şehre bir dalgakıran çekiliyor
insan yazdıkça
insan söyledikçe
daha da sakinleşiyor"

kasada sıra var! kasada sıra çok var! çok sıra var!

özlüyorum...

not: imla hataları vardır kesin, işlerim bitince bakarım bir ara!

2 yorum:

  1. ah evet yazık ettiler programa da, izleyiciye de! sırrı süreyya farklı, samimi, eğlenceli bir yüzdü ama, ikinci üçlü asla ilk üçlü gibi olamadı.belki de ismail abi'yi özlediğimiz için bize öyle geldi.
    program güzeldi ve her güzel şey gibi çabuk bitti. ama biz yine çok bunaldık meksika sınırı'nı geri istiyoruz.
    özlüyoruz.

    YanıtlaSil
  2. Adsız12:19 ÖS

    bu blogdaki yazılar çok duygusal.
    balık burcu musunuz tanrı aşkına garry?

    YanıtlaSil