Cumartesi, Nisan 17, 2010

notlarıma "bal" döküldü!


"oku" diye başladı bal. sanki 1400 yıl öncesinden gelen bir mesaj gibi "oku". küçük bir çocuğun gözünden babasını, annesini, okulunu ve doğasını izledik. yusuf ve yakup kıssasından örneklemelerinde olduğunu gözlemlemek yanlış olmaz. yusuf peygamber, babası yakup peygambere rüyalarını anlattığında, yakup peygamber ona şu öğütte bulunuyordu "sakın rüyalarını anlatma kardeşlerine (başkalarına). film karakterimiz küçük yusuf'ta babasına rüyalarını anlatırken yakup ona bu şekilde bir uyarıda bulunuyordu "ortalık yerde böyle rüyalar anlatılmaz, sen gel kulağıma fısılda". babasının bu türlü bir öğüdünü herşeyden büyük gören yusuf artık normal hayat içerisinde de fısıltı ile konuşmaya başlıyor. babasına ve doğaya aşık olan bir çocuk olan yusuf annesine karşı her zaman bir adım geride duruyor. sessiz ve içine kapalı bir çocuk olan yusuf geceleri gördüğü rüyaları kimselere anlatmayarak bir susuşun içerisine giriyor.


filmde "gıdıklanan" nesnelerden biri de okumayı söken öğrencilere takılan kırmızı bir rozet. yusuf'un tam anlamıyla okula gitmesinin anlamlarından birisi gibi duruyor. bu rozeti alabilmek adına öğrenciler yanlış hatırlamıyorsam "aslan ile tilki" nin hikayesini güzel bir şekilde okuması gerekiyor. babasına okumayı söktüğünü belirtmek ve yaptığı gemiyi alabilmek adına belki bu rozet için yusuf çabalar veriyor. mesela ilk hikaye okunurken yusufu hikayeyi ezberlemiş olarak görüyoruz. yusuf her okuyanın bu rozeti aldığını gördükten sonra sınıfa girer girmez öğretmeninden okumak için izin istiyor. yusuf belki de babasının ormanda sara nöbetlerine tutulduğunda bile bu kadar heyecanlanıp, şok geçirmiyor. kaplumbağa hikayesini okurken yusuf kekeliyor tüm sınıf arkadaşlarının gülüşmelerine, alay konusu olmaya maaruz kalıyor.

filmde en çok içimi burkan ise yusuf'un sıra arkadaşının ödevini alıp, arkadaşının dayak yemesine göz yumuyor. asıl hüzün ise arkadaşının tamamen yusuf için suskun kalması. yusuf'un bu hareketi babasının bu küçük çocuğa hediye verirken görmesi. aslında yusuf öcünü bu şekilde alıyor. tenefüslerde ve sınıfta yalnız olan yusuf.
okulda bir şiir dinler yusuf. kızın kurdelasını bulur çamurlu yollarda. bembeyaz. safca. gözlerini kapar ve tek başına evde körebe oynar ya. işte o sanki yakup peygambere getirilen gözleri açılsın diye verilen gömlek gibi mutlu eder o küçük yusuf'u!

miraç kandilinde kovadaki ay metaforu da çok güzel. islamiyette bildiğimiz üzere peygamber'e atıf olarak ay bir metafor olarak kullanılır. yusuf'un kovanın içerisindeki ayı oyunlarla görüntüsünü kurcaladığı sahne bana hz. muhammed'in ayı ikiye böldüğü hikayesini hatırlattı.

yakup'un köylüler tarafından bal ararken görülmesi zehra ve yusuf'un filmdeki tek tesellisi oluyor. miraç kandilinden sonra görülen rüyalarla beraber zehra ve yusuf'un yakup arayışları!

bir ağacın dalı, ve bir çocuğun paramparça olan hayatı... güzel olan balından tadından çok babası ile balı aramak! konuşmak, baba için elma kesmek, güzel olan takvim yapraklarını okumak! miraç'ta içilen sütü kana kana içmek! peygamberler gibi doğanın içinde yanlızlığa sarılmak. hz. muhammed bir mağarada huzur bulmuştu, hz. yusuf bir kuyuda, hz. yunus bir balığın karnında... yusuf uyumalıydı bir ağacın içine tüm benliğini gömerek! güzel olan buydu. huzur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder