Salı, Mart 23, 2010

tanrısızlık


nietzche “tanrı öldü” diye buyurduğunda entellektüel sınıfta bir çığır açmıştı. aslında seküler anlamda bakıldığında alman filozofun yaptığı eleştiri tam bu kavram üzerine yerleştirmişti. düz bir anlamda okuduğunda ise bu cümle neredeyse tanrının olmadığı gibi bir anlam çıkarıldı. nietzche’nin belki bu cümleden daha fazla anlam atfeden cümle ise şuydu “ben tanrısız bir yahudiyim!”. işte ilahi bir din içerisinde kendisini “tanrısız” olarak atfeden nietzche, dinin sadece bir inanış sistem ve biçiminden daha çok hayat tarzı olduğunu belki de böyle ortaya koydu. bu cümle ile beraber “tanrı öldü” cümlesi sanki daha anlamlı durmakta.

tanrısız hristiyanlık, tanrısız müslümanlık, tanrısız yahudilik ilk başta kulağa “saçma” bir söz öbeği olarak gelse de modern hayatın içerisinde olan aslında en popülist kavramlardan biridir. dinler kimi zaman inanç sisteminizi kapsamasa da, sizi kültürel olarak doğdunuz topraklar içerisinde sizi sarıp sarmalayan bir sistemdir. bununla beraber dinden aldığınız ahlak ve kültürü eğer iman esasları ile sarıp yaşanmamasının sonucu olarak ortaya çıkabilir. dinlerin esası olarak şunu söyleyebiliriz “iyi insan” nasıl olunur ve nasıl yaşar? bu sorular çerçevesinde düşündüğümüzde galiba şunu rahatlıkla diyebiliriz : “iyi insan”ı denetleyen, her yaptığını gören doğa ve akıl üstü bir varlık vardır. nietzche tanrıyı öldürdüğü zaman iyi insanın üzerinde bulunan “buhran bulutlarını” belki de ortadan kaldırmak istemiştir. fakat unutulmamalı ki insan her devirde zaman, rejim modeli, ne olursa olsun bir tanrı, bir yaradan ihtiyacını her zaman gerekli duymuştur.

nasıl oldu da nietzche modern, seküler hayatın eleştirisini yaptığını söyleyebiliriz. “Hiçbir adalete sığmayan, sayısız çatışma ve acılar iyi bir Tanrı’ya nasıl mal edilebilir?” diye sorarak sokak ortasında “tanrı öldü” diye bağırarak insanlara haykıran filozof aslında tanrı kavramının ölümünden çok insanların yarattığı ve çıkarları için öne sürdüğü tanrı kavramını öldürmüş, ve yaradan tanrının değil, insanlar tarafından oluşturulan tanrı imgesinin yanılsamalarına gönderme yapıp tanrının tanımını tanrıya bırakmıştır. çok anlam kargaşası olarak görülebilir fakat düşünmek için ciddi anlamda zihinde başka yer tanımlaması ortaya çıkaracaktır. buna benzer bir konu da ali şeriat’i islam adına bu serzenişte bulunup, islam’ın “hristiyanlaşan veya kilise içerisine giren” tanrısına karşı durmuştur. şeriati “benim Allah’ım benimle beraber yemek yemeli, benim evime girmeli, yürüdüğüm sokaklarda olmalı, benim için gökyüzüne hapsolmuş ve sadece iyiyi ve kötüyü cezalandıran bir tanrı yok!” gibi bir çıkışı da mevcuttur. yani aslında ayetlerde bildirilen “Allah size şah damarınızdan daha yakındır!” ayetinin bir izdüşümüdür ali şeriati’nin bu sözleri.

şimdilik bu kadar, bu konu üzerinde araştırmalar yapıp yazmak istiyorum. yakında güzel şeyler olabilir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder