Pazartesi, Kasım 03, 2008

açık sarımsaklı mektup...

gelişi yoktu bu gidişin. eşyaların yerini ahlaksız bir edebi eser almıştı. "her gidişin bir gelişi olmayışından" bahseden iki küçük filozof kılıklı sincap sohbet ederken duydum. ve her yalanın bir gerçeğide olmayabilir. mesela kırmızı araba gibi bir yalan. uğultunun içinden vız vız eden gargamel kılıklı sinek. ben en çok sevdiğim insanları anlamadım. bu yüzden hep iyidir zihnim. şehzade olmak isteyen akşamları değil, kiminle geçtiği belli olmayan yeniçeri şafakları hep merak ettim. kızma bu sana yazılmış bir mektup değil anne. bazı mektupların bir alıcısı olmayabilir. frekansı tutmayan hayat ve hayatı bazen almanca duyuyorum. kaza olabilir. trafikte oluşan kazalar tamamen evrensel bir olgudur. sosyolojinin atladığı, felsefenin yapılmadığı bir alandır. ve hayatı sarımsak kıvamında yargılar türk şairleri, kelime oyunlarıyla tıpkı benim gibi. mehtabı anlatmak kolaydır şair için ya yazına rakı koyar karanlık ile, ya da senin benim gibi birisini. son cümlede ki insanın acizliğidir. ben her insan gibiyim diye sormaz kendisine alçakgönüllü alçaklarız sanırsam sarımsaklar. fışkıran nane maydonoz misali bakmak lazım bazı zamanlar öfkeye. hoş kokusu yağmur sonrasına dönüşebilir. cızır cızır kazanma arzusu var bu aralar içimde. şampiyon olan futbolcu değil, kümede kalan takımın kalecisinin gözyaşlarını daha çok benimsedim hep. görecesi kısıtlı bir olgunun içerisinde görme isteği ile dolu ruhum. bugün söylecek değil dinleyecek bir şeyim olmadığı için yazdım bu yazıyı. yazı yazdan ayıran yazıdır bu. belki bir nevi yazgı.