Cumartesi, Ekim 11, 2008

hiç okuma!

hiç okuma!
herşey yerçekimine yenilen o elmanın düşmesiyle başladı... kimi fotosentezi bir sergi olarak tanımladı, kimileri dünya'nın uydusuyla bir tv kurma hayaline girdi... işte herşey tam bu zaman diliminde başladı... zaman dilimi portakal diliminden daha büyük olup, karpuz diliminden küçük olacak şekilde ayarlanmıştı... tıpkı o eski zenith saatlere sığan ömürlerin bir sağlaması yapılıyordu o an... kimi insanlar yemyeşil doğarmış anne karnından, ve bu doğum anı sadece bir anı olarak hatıra defterlerine kayıt olarak düşmekteymiş... çekoslovakya adı uzun ama ömrü kısa bir ülkeymiş o zamanlar ve orada bulunan bir teze dayanılarak, oynan kulaktan kulağa oyunu ile bizlere "saçı uzun, aklı kısa" olarak modern kalıplar içerisinde sunulduğu zamanlarmış... -mış eki aslında içinde çok pişmanlık bulunan ve de bir kıskançlığın son hadde ulaşarak buhran geçiren insanların gözyaşını kelimelerle akıtmasıdır. ör: Ali topu atmış... aslında herkesin dönmek istediği ruh hali... sadece top oynayan apolitik Ali tiplemesi. gel zaman git zaman içinde yaşayan prenses, ukala ve de etrafındaki yavşak insancıklar yüzünden öğrenememiş med cezir günleri. insan böyle zamanlarda kafası kocaman bir ejderhanın salyalarında boğularak öleceğini düşünürmüş. burda ki -müş eki sadece yazının can çekiştiğini gösterir. akla yatkın olmayan ama uzun mu uzun sanki bir günün değerini anlatan otobüs yolculuklarındaki o mola yerlerinin değişilmez servis elemanları hatırlatır prensesin ejderhaya olan aşkını... yemyeşil bir denizden çıkar gelirmi bu koca yaratık... yaratık bile litaratürde anlam yüklenmesi içerisinde, bir yaradan tarafından yaratıldığına inanılmasıdır yani iman... eski kafalı ejderhanın yedi başı üç kolu varmış, prensesin ise o zamanlar sadece altın saçları... ne garip yeşil ve sarının ahengine ses veren sadece gökgürültüsüymüş... işte o zamanlar başlamış... bu gazoz kapaklarından biriktirilen sevdalar... o zaman, zaman dünyaya küsmüş... durmuş dünyada... o kadar!