Salı, Haziran 17, 2008

perihan mağden'den elif şafak'a atlayan sırat köprüsü yazım...ya da kısa bir elveda!

yahu en demli akşamındaydık üç-beş kişi asmalımescitte... güzel adamlardık ya, kafalarda ondan güzeldi... zorlama yoktu... umut bir buluttu sadece... üzerimizde geçen. toprak'a bir damla daha su bırakmış, o da yaşlandığını anlamış, çat diye belediye elektrikleri kesmiş... pırtlamışız ama hoşluk var havada çok hergeleleşmeden de eğlenebilir insan onu kanıtlama çabasındayız. umut bir bulut kimi zaman karanlığı veren, kimi zaman mehtabı özleten. yanımda balın oluşmasına katkı yapan o küçük petek. bal vermek istemiyor çünkü gidecekmişim hüzünlü bakıyor. ben kaç şehir terk ettim bilmem de saymam da... en sevdiğim dostum saçlarını kopenhag kriterlerine takılarak bıraktığını söylemişti... ilk defa o zaman anladım, şehri insan terk etmez, insan şehri terk eder. neyse masanın ucunda acayip bir adam... rüyalarındaki müstehcenliği vuruyor kadehe, gülüyoruz. hava sıcak kasvet almış başını gidiyor bir yerlere. soyut kavramlar içersinde soysuz ilişkiler gölgesinde yaza merhaba diyor bu marabalar. fazlası olmayan ama eksik kalmayan bir akşamdn sonra diyorum ki yanımda ki güzele; "gelince bir daha gelelim senle..." belki de ilk defa.. gülüyor, tamam diyor...

işte o akşam masa dağınık, hatırlar toplanırken hafızlarda "let's go" ki bizide vurmuş kapitalizm elitleri. ağzımız istanbul'un en istanbul halinde bile ingilizce kelimeler geçiyor. olabilir. oluyor zaten. neyse masa kirlenmiş, pire kadar dedikodular içerisinde terk ediyorum oraları.. diyorum ki gidiyorum istanbul, gene gelecem gene gelecem....