Çarşamba, Nisan 23, 2008

yaza dönen çocuk.

yaz geldi kurak bedenlerimize. resmi tatil günlerinde, resmen yağmur bekler olduk. mahrem rüyalarla bezendi tenlerimiz, yanıklar ve lekeler oluştu. çıplak kaldık güneşe doğru. sıcak. en sevemediğim mevsimdir yaz. renkler cümbüşü yaşanır fakat hepimiz siyah, beyaz, soğuk duvarlara yaslarız bedenlerimizi. uzun zaman oldu buralara geleli. fakat kurulan hayaller sıfır, hayalkırıklıkları iki, ne oyuncu değiştirme hakkımız var, ne de bu hayatın rövanşı! sıcak. soğuk sular altında yıkanırken, annemin kokusu hala sıcak ve sesi o ilk duyduğum kadar güzel. kağıtlarımız hep boş, hep kopya hayatlarla idame ediyoruz sapkınlıklarımızı. sapkınlık. sıcak. tıpkı sabah içilen kaçak, zehir tadında, atların kanında kurutulmuş çaylar gibi. sıcak. fotosentez hayaller, olduğumuz yerden kuruyoruz onlarıda, çabalamak adına hiçbirşey yok! adım, nufüs kağıdımda sadece büyük harflerle yazıyor, ve yaz biraz daha yaklaşıyor. kibar hayallerim olmadı. şark çocuklarıyız. yani ellimize elma şekerlerini alsak şapur şupur, sümüklerle, salyalarla yeriz di mi bay nobel(!).

işte bu sıcak günlerde elimde, bu nisandan daha sıcak bir kitap. okuyorum kana kana. bir eşeğin görüntüsü canlanıyor aklımda. köydeydim o yazlarda ve ormanda sırtında suç üstü olmadan kesilen ağaçlar, odun olma yolunda ilerlerken, dönerken köylü eşeğini çeşmenin önüne getirirdi. kana kana içerdi. buz gibi. sanki bir "oooh" çekerdi. dakikalarca içerdi. işte bende o eşek gibi, kana kana okuyorum bu kitabı. içim buz gibi oluyor. sanki şu bahar gününde kocaman bir böğürtlenlerin çiçeğine konan arı gibi. çocukluğumuz annanemin köyünde geçti. tıpkı bu yazı gibi, tüm yazlar tozlu ve ceviz kabuğu kokuluydu.

işte ağzımda bir cümle, selamlıyorum çocukluğumu "viva la muerte!". kendine iyi bak, çocukluğum!