Cumartesi, Mart 22, 2008

yani bugün bana güzel! size belki...

güneşli bir güne uyanıyorum şimdi. üç karış gökyüzü, sadece gözlerime sığabilen. mavi, masmavi ve güneş biraz daha portakal rengi. tenim doğuştan amele rengi. bir kahve yaptım şimdi kendime organik olmayan. küllerini çırpıyorum bu sabahın. küllüğüm dolmuş.
bir şarkı açtım ve seyrediyorum istanbul'u. ufak penceremden. kaç kuruşluk bir sabah bu? kesiyorum gazete küpürleri gibi, sakallarımı. sıkıcı olmaya aday değil bu sabah, bir kaç ön elemeden geçti aranızdan. gümbür gümbür geliyorum. annemin söylediği ninniler ağzımın lohusalığında. uyanış, başladı. bavulları toplamadan, evi terk etmek mümkün. naber? demek bir insana... aklıma gelen ilk soru. aranızdan geçiyorum. omuzlarımda meleklerim. çarpıyorum sağınıza solunuza. bir şehrin göbeği, ancak bu kadar bir kadınınkine benzeyebilir. soğuyan, bugün sadece kahve. seviyorum içimdeki dünyayı. hiç değilse sevmeme kimse engel değil! güleceğim yüzünüze, gülecek. ben güldükçe artık siz ağlıyacaksınız. elimde bir el. yıllardır o el. kokusu beynimin bir koğuşunda, hapis. volta atıyor. rajon kesiyor. hır gür çıkarmadan orda bir yerde ellerin. evim yaşadığım yerden ibaret. ve gülüyorum bugün. artık içim masmavi, tıpkı bu gökyüzü gibi.
hiç bir şaire inanmam, peygamberler dururken. bugün. yarın. unutmadan dün veya önceki gün. bir şarkı dilimde. ve ben kendimi artık bir başka ben içinde tanımlıyorum.
bugün güzel! yarına uyanınca karar verebilirim, ancak.