Çarşamba, Şubat 20, 2008

postmodern aşkların, havuz problemleri!

yüzyıllar önce yaşayan aşklar daha ne kadar teknolojik olabilir yüzyıllar sonra. sevmeyi bir düğmeye -bir komuta- bağlanabilir mi? dağları delip geçilmesinin bir anlamı olmayacaksa ilerde insan ferhat-şirin ilişkisinin boyutları bir his uyandırabilir mi? bizi biz yapan kendi kalbimiz mi yoksa ağaçlara kazıdığımız kalp motifi mi? öğretmekten çok düşünmeyi mi öğrenmek gerek? öğrenmek; cisimleri algı yoluyla dile döküp, beyinlerde uyuşturmak mıdır amacı? insan yüzyıllar sonunda ne olacak sorusundan çok insanın yüzyıllar önceki zamanı algılayış biçimidir bu yazının amacı. yüzyıllar sonra kalmayan elementler yüzünden takılacak şey nedir yüzük parmağına? irdelenmesi gerekir, insanlığın bu teknolojik aşkı, gerçek aşkın içinde kaybolacaksa sorun kalması pek mümkün değil. aldatılmak ortadan kaybolması için her yer her adımın bir videoya çekileceğini varsayarsak insana duyulan güvenin anlamı çöpe atılacaktır ve bu da güvenme olgusunu ortadan kaldırdığı için postmodern aşklardaki bir ayak eksik kalacaktır. güvenin eksik kalmasından dolayı insanın bizim hayatımızdaki güven duygsunun yerine başka bir şey koymaya çalışacak. bu olgunun yeri doldurulamaz ise işte o an tek tuşla sevişen-ayrılan-biri birini unutan bir insanlık ortaya çıkacaktır. belki bu yazı "eternal sunshine and spotless mind" filmine bir göndermede bulunmuş olabilir ve üzgünüm ki kendi adıma bazı hislerden yoksun olan insanlar yüzyıllar sonunda akıldan-hatıralardan silinme işlemi başarıyla oluşabilir. o filmdeki karakterler yüzyıllar öncesinin duygularıya beslenen fakat ilerisi için bir izdüşüm kuran bir film olduğu için konunun ilerideki yüzyıllar açısından havada kalacağını kendi adıma düşünyorum. mesela "G.O.R.A" filmini izleyenlerde hatırlayacaktır ki robot ve uzaylıların seyrettiği dünyevi aşk filmeri ilgilerini çekmekteydi. hissetmedikleri duygular ve bilmediği duyumlar olan iki varlığın bu filmelere ağlaması -filmin içeri olağan- absürd komediye birebir denk düşmekteydi. his ve duygularımız yüzyılların beslediği bir duyum olduğu için insanlar "carpe diem!" yani "anı yaşa!" felsefi içinde kalmak istiyen kalmalı ve birkaç nesil sonrasına bir şeyler vermek istiyenlere ise önerim yüzyıllar öncesinde başlayan duygu akımını aktarması gerekmektedir. teknolojinin ürettiği -bu tamamen benim uydurduğum kelimedir!- nano-aşkların yeni bir leyla-mecnun yada romeo-jülyet üreteceğini zannetmiyorum. tarihe gömülen bedenlerden fışkıran duygu seli ölümsüz kalan tek şeydir!!